NIETZSCHE AĞLADIĞINDA BEN GÜLÜYORDUM







Youtube'tan seçmeler

Loading...

27 Eylül 2011 Salı

Sanal Olan Hayatsa, Gerçek Çok Sıkıcı!

     Nedir bu sanal alemin kralı durumu? Nedir yani? İnsanın yazarken özgür olması mıdır yoksa, düşünerek yazmak için yeterince vaktinin olması mıdır sebep? Sanal alemde konuşkan,sempatik,anlayışlı insanların, yüz yüze iken dut yemiş bülbüle dönmelerinin sebebi nedir? Aslında çok kısa açıklanabilecek bir sebebi var bu durumun.İşte o sebep kişi başına düşen buluşma oranını 80 li yıllara göre yüzde 300 kadar arttırmıştır.*

     Sanal-sosyal alemde çok iyi anlaştığın insanlarla, yüz yüzeyken konuşacak iki kelimen yoksa ne anlamı var ki arkadaşlık etmenin? Demek ki neymiş; insanları sanal kimliklerine göre değerlendirmemek ya da yargılamamak lazımmış.

     Yazarken daha özgürsün, dilin sürçmez, programlanan sımaylar sayesinde istediğin yüz ifadesine bürünebilirsin, ses tonun karşındakinin hayal gücü kadar güçlüdür, fotoşopla mükemmel gözükebilirsin, google ile kültür mantarına dönüşebilirsin  vs. Ama gerçek hayatta ve yüz yüzeyken bir insanla, sadece kendin kadarsındır!

     İşte sanal alemde ilgimizi çeken insanların gerçek hayatta sıradanlaşmalarının sebebi budur. Bence.

* İstatistik tamamen uydurmadır ve muhtemelen oran daha fazladır.

19 Eylül 2011 Pazartesi

HERKESE KIDEM TAZMİNATI ( Devlete daha çok )

     Bir sene çalıştıktan sonra haksız bir sebeple işine son verildiği takdirde yıllık bürüt kazancının 1/12 sini tazminat olarak alırdın.''Sen misin beni sebepsiz yere işten çıkartan, bunu ödeyeceksin'' misali. Fakat özel sektörde, diğer tüm kanunlar gibi tazminat hakkını doğuran kanun tasarısı da, teoride ve pratikte aynı neticeyi vermiyordu. Devlet buna bir çözüm bulacakmış;

     Devlet ana ya da baba her neyse, diyor ki; ''Vatandaş mağdur olmasın!'' Bundan böyle kendi isteği ile de ayrılsa, bir seneden az da çalışmış olsa kıdem tazminatı almaya hak kazansın.

     Tabi böylesi bir durumda işvereni tutabilene aşk olsun. O zaman ne yapmalı? ''İşveren de mağdur olmasın!'' diye düşünmeli ve Bundan böyle İşveren de eskisi kadar çok tazminat ödemesin. Bir nev-i faydalı ortaklık. Ne şiş yansın ne kebap durumu.

     Devlet ne güzel düşünmüş değil mi? Hem herkes tazminat alacak hem de işveren bundan pek fazla etkilenmeyecek.

     Şimdi gelelim olayın püf noktasına. Cevabını aramamız gereken soru şu: Peki Devlet'in bundan ne çıkarı olacak? Vatandaşa hizmet mi? =)) ( Gülerim ben buna )

     Cevabı aramamız gereken husus basit. Aslında burada Devletimiz de hatırı sayılır bir işverendir. Her sene binlerce memur istihdam etmektedir. Ve özel sektöre nispeten hemen hemen hepsine de tazminat ödemektedir. Şimdi ben olsam devletin yerinde şöyle düşünürdüm: Değil mi ki, her sene ve her halükarda milyonlarca lira tazminat ödüyorum, o halde neden bu tazminatı daha az ödemeyeyim? İşte bana göre bütün bu vatandaş tazminatını alsın, işverende daha az ödeyerek mağdur olmasın safsatalarının altında yatan gerçek neden; Devlet memuruna zaten seve seve ödediği tazminatı daha az ödesinden ibaret.

     Sevgili hükümetim gerçekten vatandaşa hizmet mi vermek niyetindesin o halde bırak bu tazminat ayaklarını, özel sektörün, işçiye hak ettiği ücreti vermesini sağla yeter. O zaman bırak daha az ödemeyi al bütün tazminatın senin olsun.

3 Eylül 2011 Cumartesi

DEĞİŞEN RUH HALLERİ

     Dün sabahın erken saatlerinde bitişik daireden bir ses geldi: daha çok duvarda cam bir bardağın parçalanmasını andıran bir sesti bu. Yok yok kesin duvarda bir cam parçalanmıştır. Derken ardından bağrışmalar ,küfürler ve hakaretler bir bir sıralanmaya başladı. Birden kendimi yan odamda olan bir kavganın tam ortasında gibi hissettim. Bitişik nizamda oturmak görüldüğü kadar kolay değil tabi.
     Bir de karı koca arasına girilmez derler. Arada duvar olmasa girmek ne kelime buyrun bir tanede benim duvarımda parçalayın diyecektim az daha o kadar gaza geldim. Neyse daha bir kere merabalaşmadığım, muhtemelen 10 yılın üzerinde komşumuz olan çifti kendi haline bırakmaya karar verdim ve uyumaya devam ettim.''Sanki kendi haline bırakmama şansın mı var?'' demeyin, yani duvara yumrukla vurarak karşı taaruz başlatabilirdim. Aldırış ederler miydi bilemem ama en azından küçük bir tacizde bulunabilirdim. Ama yapmadım.
      Öğleden sonra olduğunda, uyandığım sırada gayri ihtiyari direk olarak yan daireye kulak kabarttım. Neyse ki büyük bir sessizlik hali hakimdi. Bu da demek oluyor ki; kavga sona ermişti. Onları ilk defa böyle görmüştüm. Görmüştüm pek uymadı tabi, o yüzden işitmiştim diyelim. Çalar saatim bile zaman zaman derin uyku halimden bu kadar kolay vazgeçiremiyordu beni. Sabahki buhran on çalar saat gücüne eşitti ve kesinlikle abartmıyorum.
      Biraz kafa yordum bunun üzerine malum bizde evleneceğiz, çift olacağız. Yani bu çift zamanında birbirlerine kur yapmadılar mı? Hayatlarını birleştirme kararı aldıklarında heyecanlanmadılar mı? Bir birlerine şiirler, şarkılar hediye etmediler mi? Otomatik kalkan pembe panjurlu residance dairesi hayali kurmadılar mı? Ne yani: o gün ki akıllarıyla bir birlerini seviyorlardı da, bugün ki akıllarıyla sevmiyorlar mı artık birbirlerini? Evlilik garip şey, biriyle birlikte yaşlanmak ve hatta sadece yaşlanmak, bunların tümü garip şeyler. Yaşamadan nasıl bilebilir ki insan? En iyisi yaşayalım görelim, belki o zaman hak veririm onlara.
     Fakat, asıl merak ettiğim; bu sadece o an için, çiftin girdiği ruh halinin bir yansıması mıydı? Yoksa affedilemez bir hatanın neden olacağı sonuçların girizgahı mı? Neyse, bunu daha sonra uzun uzun konuşuruz...