NIETZSCHE AĞLADIĞINDA BEN GÜLÜYORDUM







Youtube'tan seçmeler

Loading...

24 Ocak 2012 Salı

NEŞELİ GÜNLER ft. GÜLEN GÖZLER

 

      ''Neşe'' bir mutluluk halidir ya da ilkokul öğretmeninizin adıdır. Dünyanın en güzel kadınının ismi de olabilir aşıksanız eğer. Kimine göre ise sadece Karaböcek soyisimli bir hanimefendiyi çağrıştırabilir. Aslına bakılırsa bir kelimenin ne çağrıştırdığı kişiden kişiye biteviye değişen bir kavramdır.

     Örneğin bana göre neşe, Adile Naşit ile, Münir Özkul'un, turşunun iyisinin sirke ile mi yoksa limon ile mi daha iyi olur diye tartışırken birbirlerine yaptıkları cilvedir., Ahmet Sezerel'ın, Oya Aydoğan'ı fabrika çıkışında beklemesidir. Vecihi'nin fıkra anlatırken bir türlü Yaşar Bey'i güldürememesidir.  Siyah beyaz filimlerin ilk yarısında, yani henüz kötü adam ortaya çıkmadan önce yaşanan mutluluk sahneleridir. Kocaman bir ailenin hayata karşı takındığı tavırdır. Paranın aslında her şey olmadığının ispatıdır. Yeşilçam'ın omurilik soğanıdır Neşe.

     Sıradan bir film, duyguları sağırlaşmış bir çok insana, aile bağlarının, ayakkabı bağından bir farkı olduğu hatırlatabilir bu post modern dünyada. Ya da sıradan bir film sadece sıradan bir filmdir. Dedim ya ''Film'' de bir kelimedir ve bir kelimenin ne çağrıştırdığı kişiden kişeye biteviye değişir.

Günlerinizin neşe ile geçmesi ve Gözlerinizin Gülmesi dileğiyle...


13 Ocak 2012 Cuma

HAYAT AĞZIMIZA SIÇSIN DİYE BÖYLE AÇMIŞ BEKLİYORUZ

     Ne kadar boktan bir hayatın parçasıyız böyle. Her gün işe git, aynı çukurlu yolu kullan, aynı insanları gör, aynı müzikleri dinle, aynı kıyafetleri giy, aynı çantayı taşı, aynı arabayı kullan, aynı kahvaltıyı yap... Yıllardır sabah kalktığımda penceremden izlediğim manzarada bile gram değişiklik yok. Yani benim şu ara hayattan anladığım dibe doğru süren bir yolculuk. Bunu daha iyi anlıyorum. Her gün biraz daha derinleşiyor sanki içine düştüğüm kuyu. Ne ışık var, ne merdiven. Her gün çıkması biraz daha imkansızlaşıyor.

     Ufacık değişiklikler de olmasa, her şey bir önceki sikindirik günün aynısı olacak. Mesela iyi ki hafta sonları var da uyku düzenim bozuluyor ya da iyi ki sevdiğim dizi her gün oynamıyor. İyi ki her gün gündüz değil. İyi ki aptal, zeki, huysuz, aksi, mutlu, uzun, kısa, çirkin, güzel insanlar var. Hatta iyi ki, her zaman yaz ya da her zaman kış değil. Hayatın anti-depresanları gibi bu değişiklikler.

     Sanırım bir ay daha ufak değişikliklerle kendimi oyalayabilirim. Sonra yine aynı terane. İşte bu boşluk anlarında insan Nirvana'ya ermek istiyor. Bu arada belki doğrusunu biliyorsunuzdur ama ben yine de açıklayayım. Nirvana'ya ermek demek, şu bizim rock yıldızı Nirvana gibi hayatın anlamsızlığının farkına varıp, yaşamına son verme kıvamına gelmek değil. Nirvana: Budizm'de bir aydınlanma evresidir. Bir mumun alevinin sönmesi ya da söndürülmesi anlamına gelir. Yani; insanın arzularından kurtulduğu andır Nirvana'ya erdiği an. Ama Nirvana'ya erişme isteğinin de bir arzu olduğunu düşünürsek, bu teori biraz kendi kendini çürütüyor. O yüzden de daha ileri derece olan Lotus Sutra'yı geliştirmiş Buda inancı. Lotus Sutra da... Oooo konu nereden nereye gelmiş. Neyse daha fazla konu sapıtmadan son paragrafı yazayım.

    Kısacası hayat BOK! Düzen böyle hastalıklı bir saplantı sanki. Öyle ki; insanın yeri geliyor düzensizliği bile bir düzene dönüşü veriyor. Ne kadar can sıkıcı bir hayat yaşıyoruz. Ya da yaşıyoruz demeyim, illaki her gün bangi jumping yapan insanlar da vardır onlara haksızlık etmeyeyim. Zaten herhalde bütün o uzaya çıkma muhabbetlerinin temeli bu hayatın sıkıcılığına dayanıyordur. Akvaryumdan kaçmaya çalışan kaplumbağalar gibiyiz. Sürekli yer küreyi terketmek için denemeler yapıyoruz. Allah NASA'ya zeval vermesin. Belki bir gün Mars'ta yaşarız belli mi olur. Hem değişiklik olur, hepimize iyi gelir. Alla allaaa noluyor bu konuya sürekli dağılıyor. Madem olmuyor o zaman yazı bitti. =))

   

7 Ocak 2012 Cumartesi

KURTULUŞ SON DURAK


     '' Kadın dayak yedi'' haberlerinin ardından binlerce ileti yazanlar, biliyorum şu an gündemde kadına uygulanan bir şiddet vakası yok! ''O yüzden ayaklanmamız için bir sebep de yok'' diye düşünüyor olabilirsiniz. Ama böyle olaylar olmadan önce de duruma tepki gösterebilirsiniz!

      Bu tarz olayların her gün ekrana gelmemesi, bir yerlerde sapık ruhlu insanların, kendileri karşısında savunmasız eşlerine ya da hiç tanımadıkları kadınlara şiddet uygulamadıkları anlamına gelmez. Hatırlamamız için illaki bir kadının öldüresiye dövüldüğü bir haberin yayınlanmasını beklememiz de gerekmez. Tüm samimiyetimle '' Duyarlı olun lan biraz. '' demek istiyorum.

     Neyse öfkemi kustuğuma göre bu konuda duyarlı bir yönetmen olan Yusuf Pirhasan'a böyle bir projeye imza attığı için sizin adınıza da teşekkür ediyorum.

     Film özetle sıradan bir mahallede, sıradan olmayan kadınların hikayesini anlatıyor. Onlar sıradan değiller çünkü, onların bağlı oldukları bir ilkeleri var. Bir kaç kadın, kendilerindeki gücün farkına varıp, bir araya gelerek tek bir ağızdan haykırıyorlar: '' Biz her türlü şiddete karşıyız '' diye

    Kurtuluş Son Durak' da Demet Akbağ, Asuman Dabak, Ayten Soykök, Damla Sönmez, Nihal Yalçın ve Belçim Bilgin'in oyunculukları filmi almış ve başka başka yerlere götürmüş zaten. O konuda söylenecek pek fazla bir şey yok.

    Her şeyden önce film verdiği mesaj ile sadece ''Türk Sineması'' için değil, ''Türk Toplumu'' için de önemli bir noktada duruyor ve misyon üstleniyor.
   
     Geçtiğimiz günlerde galası yapılan filmde, davetliler hoş bir süprizle karşılandı. Çıkışta herkese fuşya rengi fularlar dağıtıldı. Bunun espirisini anlamanız için illaki filme gitmeniz gerekiyor.

     Bu da filmin fragmanıdır.


İyi Seyirler...