NIETZSCHE AĞLADIĞINDA BEN GÜLÜYORDUM







Youtube'tan seçmeler

Loading...

30 Haziran 2013 Pazar

CEVİZ AĞACI ( Nazım Hikmet )

     Nazım Hikmet bir yaz günü, hoşlandığı bir bayana Gülhane Parkı'nda bir randevu verir. Cep telefonları o dönemlerde olmadığından mütevellit, buluşmalar biraz daha sabır ve emek istiyor olmalıydı.

     Neyse Nazım Hikmet zamanından önce buluşma yerine varır ve kararlaştırdıkları ceviz ağacının altında beklemeye koyulur. Gel gör ki Nazım Bey'in randevusuna davetsiz bir kaç misafir daha katılmak istiyordu. Zamansız yere oraya gelen polisleri gören Nazım Hikmet telaşla altında beklediği ceviz ağacının üzerine tırmanır. Neyse ki, polislere görünmeden ağaca tırmanmayı başarmıştır.

     Derken Nazım ağaca çıktıktan sonra randevu verdiği hanım efendi de ağacın altına gelir ve Nazımı beklemeye koyulur. Fakat polisler inatla çevreden ayrılmazlar. Nazım Hikmet de yerinin belli olacağı korkusu ile bir türlü, tepeden gözlediği ve ağacın hemen dibinde onu bekleyen hanım efendiye bir türlü fısıldayamaz.

     Sonra gözleri bir polislerde, bir onu bekleyen hanım efendide olan Nazım Hikmet sonunda ne yapacağını bilmeden beklemekten sıkılır ve kalemini çıkardığı gibi oracıkta bir şiir yazar. O şiire ilham veren cümle aynı zaman da  hem bu traji komik hikayenin hem de şiirin en vurucu cümlesi de olur. '' Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Park'ında, Ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında.''

     Kederli gözlerle Nazım'ın yolunu gözleyen hanım efendi uzunca bir bekleyişin ardından oradan ayrılır. Sonra Polisler de ayrılır. Nazım, kendisini bekleyenleri uğurladıktan sonra ağaçtan iner ve evin yolunu tutar. Daha sonra tekrar o hanım efendi ile buluştular mı onu bende bilmiyorum. Bilen varsa hikayenin devamını dinlemek isterim.

Buyrun bu da o şiir:


19 Haziran 2013 Çarşamba

BİR ÇAPULCUNUN GÖZÜNDEN DİRENİŞ

Her şey Polis'e kitap okuyan çocuk ve kırmızılı kadının polislerin üzerine düşen dev gölgeleri ile başladı.

Tarih 31 mayıs 2013 Gezi parkı düştü. Sıraselviler direniyor. Beşiktaş direniyor. Ankara direniyor. İzmir direniyor. Adana direniyor. Eskişehir direniyor. Memleketin her yanı buram buram direniş kokuyor.

Oradaydım. Polis acımasızca sivil halka biber gazı atarken oradaydım. Dükkanlarını açık tutan bakkallar gazdan etkilenenlere süt verirken oradaydım. Eczaneler kepenkleri kaldırıp, gaz maskesi dağıtırken de oradaydım. Kadınlar ön saflarda biber gazı yiyen kişilere talcid karışımı ile tedavi etmek için mücadele ederken oradaydım. Ben yokken benim yerime orada olanlar vardı; bu yüzden ben aslında hep oradaydım. Biz hiç taksimden ayrılmadık ki!

 Derken biber gazının hiç bilinmeyen yan etkilerini öğretti direniş bize. Biber gazı kısa süreli nefes darlığı ve gözyaşarmasıyla beraber, insanların bir birlerine kenetlenmelerini sağlayan mucizevi bir bileşimdi. Bunu fark eden polis daha da yakın duralım birbirimize diye, farkındalıklarımıza rağmen daha sıkı bir arada duralım diye TOMA sularının içine de bu gazdan ilave ettiler. Teşekkürler Türk Polisi.

1 haziran Gezi Park'ı binlerce insanın özverisi ile tekrar alındı. Taksim bayram yerine döndü. Hiç bir taşkınlık yaşanmadı. Taksim'e diş geçiremeyen Polis güçleri Beşiktaş'a öfke kusuyordu. Bir ses geldi ''Beşiktaş'ta direnişçileri gaza boğuyorlar. Fena sıkıştırmışlar.'' Duyar duymaz ufak gurubumuzla Beşiktaş'ın yolunu tuttuk. Bir süre sonra ilerlerken yüzlerce insan bir arada yürüdüğümüzü fark ettim ve yüzlerce insana korna sesleriyle eşlik eden onlarca araba vardı. Belki Beşiktaş'ı kurtaramadık. Önemi yoktu. Biz Beşiktaş'a polisle kavga etmeye gitmiyorduk ki. Onlar bizim de polisimizdi. Biz Beşiktaş'a kardeşlerimizle birlikte biber gazı solumaya gidiyorduk. Ve sonunda da başardık da.

Burnu kaf dağındaki diktatör bir türlü geri adım atmıyordu. Kibir tüm benliğini ele geçirmişti. Bugün değilse bile korkarım ki onunda sonun diğer diktatörler ile aynı olacak. Bunu ben söylemiyorum elbette; Tarih söylüyor.

Direniş kaba kuvvetle değil, küfürlü sözlerle değil fakat, küfürden, kaba kuvvetten de beter kıvrak zekasıyla hala devam ediyor. Bunu bu ateşi küllerinden doğuran '' Duran Adam'' a borçluyuz.

Bu iş bittiğinde. Tüm dünya AKP hükümetini, halkına ettiği zulümle hatırlarken, direnişteki gençleri, doktorları, avukatları, anneleri, özverili iş adamlarını zulme boyun eğmeyen özgür çapulcular olarak hatırlayacak.

Biz ülkeyi bölmek istemiyoruz. Biz sadece halkın isteklerini yok sayan, onları görmezden gelen ve geldikleri yerleri unutan koltuk sevdalılarına kendimizi hatırlatıyoruz. En önemlisi işlerini nasıl yapmaları gerektiğini öğretiyoruz.

Biz şiddete karşıyız. ( Karşıyız demişken burada ÇARŞI' yı anmamak olmaz ) bizim şiddetimiz;

Park'ta kitap okuyan gençlerin sayfa aralarında, Kırmızılı kadın'nın uçuşan saçlarında, TOMA'ya karşı tango yapan çiftin ritimlerinde, Piyano çalan adamın notalarında, Duran Adam'ın sessizliğinde, her biri sokak sanatçısı gençlerin duvar yazılarında, engeline rağmen ayakta durmaya çalışan koca adamın dizlerinde.

Yani anlayacağınız bizim şiddetimiz, şiddete karşı takındığımız tavrımızda

Not: Polis bizimde polisimiz. Yarın belki karşısında durduğumuz polisler bizleri de koruyacak fakat unutulmamalıdır ki; polislerin kelepçelediği doktorlar da gün gelecek polisleri tedavi edecek.

Bu vatan aşkı hepimizin. Bu aşkı kirletenlerin karşısında bir halk ayaklanmasıdır bu direniş.

Umarım Sayın Başbakan'ımız halkını görmezden gelmeyi, onların isteklerini dinlemeyi bir gün hatırlayacak. O zaman bu direniş biter belki.

Çapulcu...