NIETZSCHE AĞLADIĞINDA BEN GÜLÜYORDUM







Youtube'tan seçmeler

Loading...

9 Kasım 2013 Cumartesi

UNUTMAK İSTEYEN KİM?

Sizin hiç Ata'nız öldü mü?
Hayır diyorsunuz
Yanılıyor olmalısınız
Ya da İzlanda'da falan yaşıyorsunuz
Türkiye'de yaşıyor olsaydınız eğer
Takvim yapraklarına bakın öyleyse derdim
1938 yılının kasım ayının 10'uncu günü ile bütün derdim
Takvim yapraklarını severdim halbuki
Onların ne suçu var?
Tarih acımasız
Tarih unutturmaz
Unutmak isteyen kim?

8 Kasım 2013 Cuma

Dünya'nın Sonu

Şimdi gece olsa
Denize kadar yürüsek
Yakamoz toplasam durgun suyun yüzeyinden
Sonra taç yapsam onları başına
Derken, Tanrı'nın şarkısını fısıldasa deniz
Ay düşse gökyüzünden
Dünya'nın sonu böyle gelse

6 Kasım 2013 Çarşamba

MANİFATURACI

     Eski mahalledeki bir dükkanın önünden geçiyordum. Bir den kapıdan bir adam çıkıp kollarını iki yana açarak, sanki ona sarılmamı bekliyormuş gibi durdu. Şaşkınlıkla ne yapacağımı bilemedim ve birden bir duygu karmaşası sardı beni. Aniden koşup adama sarıldım. Adam '' Ne yapıyorsun evladım? '' dedi. ''Çok duygulandım amca, acayip duygusal boşluktayım. Sizde öyle baba şevkatiyle kolları açınca dayanamadım'' dedim. Adam hayretler içerisinde ''Evladım ben manifaturacıyım.'' diye karşılık verince bende, ''Ne güzel, bende öğrenciyim'' dedim. Adam '' Manifaturacılar ne iş yapar biliyor musun ? '' diye sordu. Bende ''Manifatura mı satarlar?'' diye soruya soruyla karşılık verip kurnazlık yaptım. Cevabını bilmediğim sorulara hep soruyla karşılık vermeyi tercih etmişimdir. Adam hafifçe gülümseyerek '' Hayır ama öğrenmek istersen anlatırım '' dedi. Ben de sevinçle '' Tabi çok isterim '' diye karşılık verdim. Adam biraz şaşkın '' İstersen önce ayrılalım '' dedi. Ben bir anlık şaşkınlık içinde '' Tabi '' dedim ama yine de sarılırken anlatamamasına bir anlam veremedim. Neyse şimdi onunla polemiğe girmemeliydim çünkü birazdan yeni bir şey öğrenecektim. Bu adama kanım çok kaymamıştı gerçi biraz naftalin gibi kokuyordu ama yine de kanım kaynamıştı.

     Adamı bırakınca biraz üstünü başını toparladı. Karşı tarafta ki çay ocağına -iki çay- diye işaret yaptı. oturduk adam konuşmaya başladı. '' Benim işim kumaş satmak. Her türlü kumaşı keser-biçer satarım. Bu kumaşları kollarımı açarak ölçerim. Yani tanımadığım birine dönüp kollarımı açıyorsam, o yönde bir şeyi ölçmek niyetindeyim demek olur bu. Meslek hastalığı bir çeşit. Her şeyi kollarımla ölçerim ben. Bu demek değil ki ama sarılmayı bilmem. Manifaturacıların yürekleri kumaş gibi narindir evladım. Sen öyle sarılınca ne yalan söyleyeyim bir garip oldum. Yıllardır görmediğim oğluma sarılmış gibi oldum'' dedi adam. Kısa bir süre durakladı ve gözünden akan bir damla yaş çayın içine düşünce çıkan sesle irkildim. O ana kadar çayların geldiğini bile fark etmemiştim. Sokakta garip bir şekilde çok sessizdi. Bir şey söylemem gerekiyordu sanırım. '' Bende çok duygulandım. Bu sabahtan beri göremediğim babama sarılıyormuş gibi hissettim bir an. '' deyiverdim. Adam biraz şaşırmış yüzüme baktı. Devamında ise, ''Size baba diyebilir miyim?'' diye çok kazık bir soru sordum. Adam şaşkınlık içinde ''Ne diyorsun sen evladım. Sabah daha babanı gördüğünü söyledin. Ben mi yanlış anladım.'' dedi. ''Yok doğru anladınız da o yüzden söylemedim. Öğlenciyim ben. Hem öğrenciyim, hem de öğlenciyim. Birazdan veli toplantısı var. Notlar çok kötü benim, babama söyleyemedim. Onun yerine siz katılır mısınız?  Oh böyle naftalin falan da kokuyorsunuz sınıfın içi açılır. Kırmayın beni lütfen!'' derken gözlerim doldu. Benim için çok duygusal bir andı. Adamın gözlerinin içine içine baktım. Adam biraz düşündü, çayından bir yudum aldı ve ''Tamam olur ama, bir şartım var'' dedi. ''Ne istiyorsunuz?'' diye sordum. Adam hafif gülümseyerek ''Pervazların kenarı yosun tutmuş, toplantıdan sonra onları temizlersen seninle gelirim'' dedi. Çok çıkarcı çıkmıştı manifaturacı adam. Halbuki az önce oğluna sarılmış olduğundan falan bahsediyordu. Pervazın ne olduğunu bilmememe karşın teklifini kabul ettim. Bunu sonra düşünürdüm. Toplantı şu an için her şeyden önemliydi.

     Adamla okulun yolunu tutarken, yaptığı iyilik karşılığında istediği şeyi düşünüyordum. Tam babam ile ben gibi olmuştuk. Çıkara dayalı bir ilişkimiz vardı. Naftalin kokusunu saymazsak bu adam babamı aratmayacaktı. Çayımı da içememiştim.

Yazılmaya gerekli görülen not: Ben manifaturacıların ne iş yaptığını bilirim. Babaların sevgileri çıkara dayanmaz  onu da bilirim. Tanımadığım ve kollarını açmış bir adam görsem koşup sokak ortasında sarılacak öz güvene sahip değilim. Pervazın da ne olduğunu biliyorum. Ama dipnot açmayacağım bilmeyenler için, google'a sorun. Bu yazılanlar tamamen kurgudan ibarettir. Gerçeklik payı olsaydı o çayı içmeden kalkmazdım.




2 Kasım 2013 Cumartesi

SALACAKTA BİR MARTI

Şimdi bir yıldız düşse gök yüzünden
Ancak 40 gün sonra varabilirdi
Kız kulesinin suya vuran şavkına

Zaman nazlı nazlı akarken
Bir kadın geçerdi her sabah salacaktan

İşe gidiyor olmalıydı fikrimce
Vapur'u kaçıracak gibi olurdu bazen
Bir günah işlemek gibiydi orada,
                                       onu beklemek
                                                      her sabah

Vapurların arasından bir martı geçerdi
Uçarken yalpalardı, tanırdım onu
Tek derdi karnını doyurmaktı martının

Bir kadın düşüncelerimi tarifsiz oyalardı her an
Bir balık  martının düşüncelerini oyalardı her an
Martıyla benim tek derdimiz vardı
Yani o balık severdi, ben de seni
Yani çok severdik ikimizde
Yani en iyi dostumdu o martı