NIETZSCHE AĞLADIĞINDA BEN GÜLÜYORDUM








20 Ekim 2011 Perşembe

Bu Ne Yaman Çelişki Böyle ?

     Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, İsrail ile olan ilişkilerini katiplik düzeyine çekmiştir bunun üzerine İsrail hükümeti alenen PKK ya destek vereceğini belirtmiştir.

     Türkiye Cumhuriyeti ile Amerika'nın dolayısıyla da, Recep Tayyip Erdoğan ile Barrack Obama'nın arasından su sızmıyor. PKK, Irakta koğuşlanıyor. Irak, çoktan Amerika'nın himayesine girmiş durumda. Dolayısyla PKK, Amerika'nın kanatları altındaki Irak'ta koğuşlanıyor. Recep Bey ve Obama'nın araları bu kadar iyi olmasına rağmen, Irakta dilediğimiz gibi borumuzu öttüremiyoruz. Yani: Amerika'nın Irak'ında PKK kol geziyor. Amerika buna müsade ediyorsa bizim düşmanımız olması gerek. Fakat, aksine her alanda Amerika ile müttefiğiz. Madem müttefiğimiz o halde neden Irak topraklarında, PKK ile mücadelemize, burun kıvırarak onay veriyor?

     Diğer yandan Amerika bize silah satıyor. Resmi olmayan kaynaklara göre Amerika, PKK'ya da silah satıyor. Ya da İsraile satıyor, İsrail Hükümeti'de bunları PKK ya satıyor. Yani, dolaylı yoldan Amerika, PKK'ya satıyor.

     Amerika'nın dünyanın her yerinde başlattığı savaşlarla beslendiğini biliyoruz, çünkü milli gelirinin büyük bir kaynağı, Ürettiği savunma ve saldırı silahlarının satılması sonucu elde ediliyor. Bütün bu parçaları birleştirdiğimizde geriye tek bir soru kalıyor: Bu ne yama çelişki böyle? Amerika ne istiyor? Irak'a sahip. Bizle arasını iyi tutmak istiyor, fakat bir türlü Irak topraklarında, PKK için tam donanımlı bir saldırı düzenlememize müsade etmiyor. Neyin peşinde?

     Savaştan ve yalnızca savaştan beslenen bir ülke neyin peşindeyse, işte Amerika'da onun peşinde. Bu kan aktığı sürece, Amerika bundan her zaman çıkar sağlayacaktır.

     Tabi ki bu bir teori. Gerçekleşmesi güç, fakat olması da muhtemel bir senaryo. Türkiye, Irak, Amerika, İsrail arasında yaşanan bir ''Meksika açmazı'' adeta.

     Burada olan arada kalan Türk ve Kürt halkına oluyor.

     Burada olan yüreği yanan şehit analarına, babalarına oluyor.

     Kıssadan hisse: Filler tepişiyor, çimler eziliyor.

6 Ekim 2011 Perşembe

BERNA VE FERHAT TAHLİYE OLDU!




     Bence bizim Berna ile Ferhat'ın isyanı Steve Jobs'ın ölümüyle güme gidecek gibi gözüküyor.Berna ve Ferhat biz parasız okuyalım diye ceza yatmayı göze aldılar. Jobs'da i-phone u yaptı. Hadi çık bakalım şimdi işin içinden. =)) O zaman şöyle yapıyoruz. Okul harçları kalkarsa boş yere yatmadınız diye Berna ve Ferhat'ı anıyoruz. Sonra gidip hemen bir i-phone alıp boş yere ölmedin diye Steve'i anıyoruz. Sonra da heralde oturup ağlanacak halimize güleriz.


    Şaka bir yana...

     Ferhat ile Berna serbest evet ama, hala adaletimizin bir yanı insafsız ve karanlıkta kalmış. Öyle ki; 19 ay sonra yüce divanımızın yüreği sadece ''TAHLİYE'' ye el vermiş. Bu da demek oluyor ki 15 yıl istemi ile yargılanmaları devam ediyor. Bu bir beraat değil. Şimdi biz kalkıp buna da mı şükür diyelim yoksa, Tahliyeyi büyük bir lütuf gibi merakla bu davayı izleyen insanlara sunan adaleti, alın gözünüze sokun mu diyelim? Kendi insanına, öğrencisine bunu yaptıran kişilerin bu öfkesinin kaynağı nedir çok merak ediyorum!

     Unutmayalım ki, Tahliye demek Beraat demek değil. Hala Adaleti gerçek anlamda tecelli ettirecek hür bir yargıya sahip değiliz!

3 Ekim 2011 Pazartesi

CAMILIA ŞİLİ'Lİ BERNA TÜRKİYE'Lİ BİR KIZ

Camila Şili'li bir kız. Ayaklanmaların sembolü. Bugün ''Parasız Eğitim'' için başlattığı ayaklanmalar sonucunu verdi. Şili Milli Eğitim Bakanı ile anlaşmaya varmak için masaya oturdu.
Berna Türkiye'li bir kız. Bügün ''Parasız Eğitim'' isteğiyle açtığı pankart yüzünden 17 aydır ceza evinde tutuklu. 15 yıl ceza istemi ile yargılanıyor.
İşte Camila ile Berna'nın aralarındaki kıldan ince,kılıçtan keskin bağ bu.

27 Eylül 2011 Salı

Sanal Olan Hayatsa, Gerçek Çok Sıkıcı!

     Nedir bu sanal alemin kralı durumu? Nedir yani? İnsanın yazarken özgür olması mıdır yoksa, düşünerek yazmak için yeterince vaktinin olması mıdır sebep? Sanal alemde konuşkan,sempatik,anlayışlı insanların, yüz yüze iken dut yemiş bülbüle dönmelerinin sebebi nedir? Aslında çok kısa açıklanabilecek bir sebebi var bu durumun.İşte o sebep kişi başına düşen buluşma oranını 80 li yıllara göre yüzde 300 kadar arttırmıştır.*

     Sanal-sosyal alemde çok iyi anlaştığın insanlarla, yüz yüzeyken konuşacak iki kelimen yoksa ne anlamı var ki arkadaşlık etmenin? Demek ki neymiş; insanları sanal kimliklerine göre değerlendirmemek ya da yargılamamak lazımmış.

     Yazarken daha özgürsün, dilin sürçmez, programlanan sımaylar sayesinde istediğin yüz ifadesine bürünebilirsin, ses tonun karşındakinin hayal gücü kadar güçlüdür, fotoşopla mükemmel gözükebilirsin, google ile kültür mantarına dönüşebilirsin  vs. Ama gerçek hayatta ve yüz yüzeyken bir insanla, sadece kendin kadarsındır!

     İşte sanal alemde ilgimizi çeken insanların gerçek hayatta sıradanlaşmalarının sebebi budur. Bence.

* İstatistik tamamen uydurmadır ve muhtemelen oran daha fazladır.

19 Eylül 2011 Pazartesi

HERKESE KIDEM TAZMİNATI ( Devlete daha çok )

     Bir sene çalıştıktan sonra haksız bir sebeple işine son verildiği takdirde yıllık bürüt kazancının 1/12 sini tazminat olarak alırdın.''Sen misin beni sebepsiz yere işten çıkartan, bunu ödeyeceksin'' misali. Fakat özel sektörde, diğer tüm kanunlar gibi tazminat hakkını doğuran kanun tasarısı da, teoride ve pratikte aynı neticeyi vermiyordu. Devlet buna bir çözüm bulacakmış;

     Devlet ana ya da baba her neyse, diyor ki; ''Vatandaş mağdur olmasın!'' Bundan böyle kendi isteği ile de ayrılsa, bir seneden az da çalışmış olsa kıdem tazminatı almaya hak kazansın.

     Tabi böylesi bir durumda işvereni tutabilene aşk olsun. O zaman ne yapmalı? ''İşveren de mağdur olmasın!'' diye düşünmeli ve Bundan böyle İşveren de eskisi kadar çok tazminat ödemesin. Bir nev-i faydalı ortaklık. Ne şiş yansın ne kebap durumu.

     Devlet ne güzel düşünmüş değil mi? Hem herkes tazminat alacak hem de işveren bundan pek fazla etkilenmeyecek.

     Şimdi gelelim olayın püf noktasına. Cevabını aramamız gereken soru şu: Peki Devlet'in bundan ne çıkarı olacak? Vatandaşa hizmet mi? =)) ( Gülerim ben buna )

     Cevabı aramamız gereken husus basit. Aslında burada Devletimiz de hatırı sayılır bir işverendir. Her sene binlerce memur istihdam etmektedir. Ve özel sektöre nispeten hemen hemen hepsine de tazminat ödemektedir. Şimdi ben olsam devletin yerinde şöyle düşünürdüm: Değil mi ki, her sene ve her halükarda milyonlarca lira tazminat ödüyorum, o halde neden bu tazminatı daha az ödemeyeyim? İşte bana göre bütün bu vatandaş tazminatını alsın, işverende daha az ödeyerek mağdur olmasın safsatalarının altında yatan gerçek neden; Devlet memuruna zaten seve seve ödediği tazminatı daha az ödesinden ibaret.

     Sevgili hükümetim gerçekten vatandaşa hizmet mi vermek niyetindesin o halde bırak bu tazminat ayaklarını, özel sektörün, işçiye hak ettiği ücreti vermesini sağla yeter. O zaman bırak daha az ödemeyi al bütün tazminatın senin olsun.

3 Eylül 2011 Cumartesi

DEĞİŞEN RUH HALLERİ

     Dün sabahın erken saatlerinde bitişik daireden bir ses geldi: daha çok duvarda cam bir bardağın parçalanmasını andıran bir sesti bu. Yok yok kesin duvarda bir cam parçalanmıştır. Derken ardından bağrışmalar ,küfürler ve hakaretler bir bir sıralanmaya başladı. Birden kendimi yan odamda olan bir kavganın tam ortasında gibi hissettim. Bitişik nizamda oturmak görüldüğü kadar kolay değil tabi.
     Bir de karı koca arasına girilmez derler. Arada duvar olmasa girmek ne kelime buyrun bir tanede benim duvarımda parçalayın diyecektim az daha o kadar gaza geldim. Neyse daha bir kere merabalaşmadığım, muhtemelen 10 yılın üzerinde komşumuz olan çifti kendi haline bırakmaya karar verdim ve uyumaya devam ettim.''Sanki kendi haline bırakmama şansın mı var?'' demeyin, yani duvara yumrukla vurarak karşı taaruz başlatabilirdim. Aldırış ederler miydi bilemem ama en azından küçük bir tacizde bulunabilirdim. Ama yapmadım.
      Öğleden sonra olduğunda, uyandığım sırada gayri ihtiyari direk olarak yan daireye kulak kabarttım. Neyse ki büyük bir sessizlik hali hakimdi. Bu da demek oluyor ki; kavga sona ermişti. Onları ilk defa böyle görmüştüm. Görmüştüm pek uymadı tabi, o yüzden işitmiştim diyelim. Çalar saatim bile zaman zaman derin uyku halimden bu kadar kolay vazgeçiremiyordu beni. Sabahki buhran on çalar saat gücüne eşitti ve kesinlikle abartmıyorum.
      Biraz kafa yordum bunun üzerine malum bizde evleneceğiz, çift olacağız. Yani bu çift zamanında birbirlerine kur yapmadılar mı? Hayatlarını birleştirme kararı aldıklarında heyecanlanmadılar mı? Bir birlerine şiirler, şarkılar hediye etmediler mi? Otomatik kalkan pembe panjurlu residance dairesi hayali kurmadılar mı? Ne yani: o gün ki akıllarıyla bir birlerini seviyorlardı da, bugün ki akıllarıyla sevmiyorlar mı artık birbirlerini? Evlilik garip şey, biriyle birlikte yaşlanmak ve hatta sadece yaşlanmak, bunların tümü garip şeyler. Yaşamadan nasıl bilebilir ki insan? En iyisi yaşayalım görelim, belki o zaman hak veririm onlara.
     Fakat, asıl merak ettiğim; bu sadece o an için, çiftin girdiği ruh halinin bir yansıması mıydı? Yoksa affedilemez bir hatanın neden olacağı sonuçların girizgahı mı? Neyse, bunu daha sonra uzun uzun konuşuruz...