Ne kadar boktan bir hayatın parçasıyız böyle. Her gün işe git, aynı çukurlu yolu kullan, aynı insanları gör, aynı müzikleri dinle, aynı kıyafetleri giy, aynı çantayı taşı, aynı arabayı kullan, aynı kahvaltıyı yap... Yıllardır sabah kalktığımda penceremden izlediğim manzarada bile gram değişiklik yok. Yani benim şu ara hayattan anladığım dibe doğru süren bir yolculuk. Bunu daha iyi anlıyorum. Her gün biraz daha derinleşiyor sanki içine düştüğüm kuyu. Ne ışık var, ne merdiven. Her gün çıkması biraz daha imkansızlaşıyor.
Ufacık değişiklikler de olmasa, her şey bir önceki sikindirik günün aynısı olacak. Mesela iyi ki hafta sonları var da uyku düzenim bozuluyor ya da iyi ki sevdiğim dizi her gün oynamıyor. İyi ki her gün gündüz değil. İyi ki aptal, zeki, huysuz, aksi, mutlu, uzun, kısa, çirkin, güzel insanlar var. Hatta iyi ki, her zaman yaz ya da her zaman kış değil. Hayatın anti-depresanları gibi bu değişiklikler.
Sanırım bir ay daha ufak değişikliklerle kendimi oyalayabilirim. Sonra yine aynı terane. İşte bu boşluk anlarında insan
Nirvana'ya ermek istiyor. Bu arada belki doğrusunu biliyorsunuzdur ama ben yine de açıklayayım.
Nirvana'ya ermek demek, şu bizim rock yıldızı
Nirvana gibi hayatın anlamsızlığının farkına varıp, yaşamına son verme kıvamına gelmek değil.
Nirvana:
Budizm'de bir aydınlanma evresidir. Bir mumun alevinin sönmesi ya da söndürülmesi anlamına gelir. Yani; insanın arzularından kurtulduğu andır
Nirvana'ya erdiği an. Ama
Nirvana'ya erişme isteğinin de bir arzu olduğunu düşünürsek, bu teori biraz kendi kendini çürütüyor. O yüzden de daha ileri derece olan
Lotus Sutra'yı geliştirmiş Buda inancı.
Lotus Sutra da... Oooo konu nereden nereye gelmiş. Neyse daha fazla konu sapıtmadan son paragrafı yazayım.
Kısacası hayat BOK! Düzen böyle hastalıklı bir saplantı sanki. Öyle ki; insanın yeri geliyor düzensizliği bile bir düzene dönüşü veriyor. Ne kadar can sıkıcı bir hayat yaşıyoruz. Ya da yaşıyoruz demeyim, illaki her gün
bangi jumping yapan insanlar da vardır onlara haksızlık etmeyeyim. Zaten herhalde bütün o uzaya çıkma muhabbetlerinin temeli bu hayatın sıkıcılığına dayanıyordur. Akvaryumdan kaçmaya çalışan kaplumbağalar gibiyiz. Sürekli yer küreyi terketmek için denemeler yapıyoruz. Allah
NASA'ya zeval vermesin. Belki bir gün
Mars'ta yaşarız belli mi olur. Hem değişiklik olur, hepimize iyi gelir. Alla allaaa noluyor bu konuya sürekli dağılıyor. Madem olmuyor o zaman yazı bitti. =))