Filmlerde, kitaplarda ''Doğum Günü'' yaklaşan kız arkadaş, bir hafta kala huzursuzlanmaya başlar. Erkeğin bu huzursuzluğun sebebini bilse dahi, görmezden gelme hakkı vardır. ''Doğum Günü'ne'' Bir kaç gün kala ise, bu huzursuzluk iyiden iyiye surat asmaya döner.Erkeğin hala bu durumu görmezden gelme hakkı devam eder.
...Ve işte o gün geldiğinde, iyice yaşama küsen kadın tam da umudunu kaybettiğinde, beklenen ''Doğum Günü'' süprizi gelir. İki taraf içinde dört başı mamur bir mutluluk hakim olur. İlişkiye renk gelir. Dünya bir süre daha yaşanılabilir bir yer olmaya devam eder.
Normal hayatta ise durum bundan biraz daha farklı gelişir.
''Doğum Günü'' ne 1 sene kalan kız: ''Aşkım seneye bugün yine doğum günüm.''
''Doğum Günü'' ne 6 ay kalan kız: ''Aşkım doğum günüme pek bir şey kalmadı''
''Doğum Günü'' ne 1 hafta kalan kız: '' Aşkım haftaya doğum günüm bana ne alacaksın, nereyi ayarladın?''
''Doğum Günü'' ne 3 gün kalan kız: '' Aşkım 3 gün sonra doğum günüm unutursan kafanı kırarım.''
''Doğum Günü'' ne 1 gün kalan kız: '' Aşkım ben alacağın hediyeyi seçtim, mekanı da ayarladım sen yorulma diye. Çıkarken kredi kartını bıraksan yeter.''
''Doğum Günü'' günü: '' Aşkım unutmamışsın'' :)
Sonuç olarak biz erkeklerin de süpriz yapabilme özellikleri var ama, bir müsade etseniz..!
NIETZSCHE AĞLADIĞINDA BEN GÜLÜYORDUM
14 Ekim 2012 Pazar
12 Ekim 2012 Cuma
PARKTAKİ YALNIZLIK (Afilli Huzur)
Zaman geçmiyor bir türlü. Bir parkta oturmuş öylece zaman öldürmeye çalışıyorum. Kulağım bir taraftan sürekli telefonumda; çalacak mı diye bekliyorum. Amaçsız ve anlamsızca oturuyorum. Huzur buluyorum.
Ya telefon çalarsa birden ve huzurum kaçarsa? Tedirgin ve tetikteyim. Bu huzura kaptırmamaya çalışıyorum kendimi. Her an bozulabilir çünkü. Hazırlıklı olmaya çalışıyorum. Zaten böyle düşündüğüm için hiç bir duyguyu tam anlamıyla yaşayamadım hayatım boyunca. Her yaşadığım ve nefes aldığım zaman aralıklarında hep eksik bir şeyler oldu.
...Derken beynimin derinliklerinden, kulaklarıma şu soru fısıldıyor; ''Bu da mı sana yetmiyor?''
İşte hayat birazda bu aslında. Bir parça huzur tahayyül edersiniz. Elde ettiğinizde ise, bir bakmışsınız ki; size yakışmamış, üzerinizde sırıtmış adeta. Öyle değil ama öyle olduğunu düşünürsünüz. Sonra da illaki birinin gelip onu elinizden alacağı korkusuna kapılırsınız. Çünkü siz delisiniz; tıpkı diğer tüm insanlar gibi...
9 Eylül 2012 Pazar
Aşk ve Şehir(ler)
Aslında AŞK her ne kadar İstanbul'da ikamet etse de, aslen İzmirlidir. Hepsi bu kadar.
26 Ağustos 2012 Pazar
Mektup İstasyon
Bir tren istasyonunda oturmuş sana bu aptal mektubu yazıyorum. Gerçekten aptalca çünkü; kimseye edemediğim itirafları sana anlatıp, vicdan muhasebemde hesapları tutturmak istiyorum. Aslına bakarsan bunun benden başka kimseye de bir yararı olacağını düşünmüyorum. Zaten aptalca olan kısmı da bu.
Tren bir türlü gelmek bilmiyor bu da beni sürekli düşünmeye sevk ediyor. Tabi bir de çevredeki insanlara zaman zaman boş bakışlar atıyorum. Bunu yaparken de düşünüyorum. Bence düşünmek insanın kontrol edemeyeceği bir fonksiyonu. Sende gerçekten böyle olduğunu düşünüyor musun? Ben insanların gerçek anlamda, yani gerçekten değişebileceklerini düşünüyorum. Evet kontrol edemediğim o düşünme fonksiyonum ile su anda düşündüğüm şey tam olarak bu. İnsan 7'sinde neyse 70'inde de odur saçmalığına inanmıyorum anlayacağın. Yani insanlar kesinlikle değişirler.
Mesela, bir kaç sene evvelinde ''kesinlikle yapmam'' dedikleri şeylerin %60 'ını kesinlikle yaparlar diyorum bende.
Tren hala gelmedi. Kafamı kaldırdığımda istasyonun daha kalabalıklaştığını fark ettim.Ne çok insan bekliyor. Onlar da düşünüyorlar mı acaba? Her neyse, mesela ben. 18'imde kesinlikle yapmam dediğim şeylerin neredeyse tümünü daha 20 yaşıma gelmeden yaptığımı far kettim. Bunların içinde genel yargılardan, özel yargılara bir çok görüş vardı. Örneğin... Ve sonunda tren geldi. Sonra belki başka bir istasyonda devam ederiz. Özetle değişim iyidir insanı yeniler diye düşünüyorum ben. Bir de artık hangi durakta ineceğimi düşünüyorum.
15 Ağustos 2012 Çarşamba
CARPEDİEM
Olay şöyle oldu:
Bugün akşam suları trafikte seyrederken arkadaş kaldırımda bekleyen kızın yanından geçerken kıza öyle bir bakıyordu ki önündeki arabanın durduğunu farketmedi ve arkadan bindirdik. Sonra arabadan arkadaş indi ve şöyle dedi;
Arkadaş: Hepsi senin yüzünden oldu.
Kaldırımdaki kız: Ben mi?
Arkadaş : Evet.
Kaldırımda ki kız: Aaa ben ne yaptım be manyak mısın nesin?
Arkadaş: Bu kadar güzel olmasaydın sana bakmazdım.
Kaldırımda ki kız: ....
Ben : Abi farkında mısın? Hala kıza yavşamaya çalışıyorsun.
Arkadaş:...
Ben : ...
Kaldırımda ki kız: Gerizekalılar! (kız gider)
Arkadaş:...
Ben: ...
Öndeki arabanın sahibi orta yaşlı adam: Gençler daldınız galiba
Ben: Dayı pek bişey yok gibi
Arkadaş: Aynen
Öndeki arabanın sahibi orta yaşlı adam: Aynen
Ben : Aynen... =))
6 Mayıs 2012 Pazar
Onun adı benliğinde, isyanlarla deliye dönmüş dalgalar seyir eyleyen DENİZ idi.
Senin GEZMİŞ olduğun bu topraklarda, zamanında özgürlüğü DENİZ'ler de boğdular.
Bir Deniz ölür. Toprağa karışır. Yatağını bulur, akar... Okyanusla birleşir. Okyanuslar gücünü Denizlerden alır. Okyanus biziz.
Bizler fidanlarımızı okyanus suyuyla sularız.
Dar ağaçları konuşmaz. Duvarlar, parmaklıklar konuşmaz. Üzerine çıktığın sandalyenin dili yok. Cellat'ın sessiz bir iblis. Aralıkla yanıp sönen tavan ışıkları bir şeyler anlatmaya çalışır ama anlatamaz.
...Ve sen de susarsan, lal olur gerçekler. Türk milleti adına verilen kararlar mülkü temelinden sarsar. Ankara'nın kalbinde kemikler sızlar.
Bir Deniz ölür. Toprağa karışır. Yatağını bulur, akar... Okyanusla birleşir. Okyanuslar gücünü Denizlerden alır. Okyanus biziz.
Bizler fidanlarımızı okyanus suyuyla sularız.
Dar ağaçları konuşmaz. Duvarlar, parmaklıklar konuşmaz. Üzerine çıktığın sandalyenin dili yok. Cellat'ın sessiz bir iblis. Aralıkla yanıp sönen tavan ışıkları bir şeyler anlatmaya çalışır ama anlatamaz.
...Ve sen de susarsan, lal olur gerçekler. Türk milleti adına verilen kararlar mülkü temelinden sarsar. Ankara'nın kalbinde kemikler sızlar.
1 Nisan 2012 Pazar
Bir Bambudan Daha Fazlası Bir Dost
Her şey iki yaprakla başlamıştı...
Daha sonra devam ettirmeyi düşündüğüm hikayenin ilk cümlesi böyle başlayacak.
Bu başlangıç gün geçtikçe koca bir hikaye olacak.
Giderken bir bitkiden daha öte bir dost bırakmıştım arkamda. Bakamadılar ona. Kırıldı. Oysa döndüğümde bıraktığım yerde bulmayı ne çok istemiştim onu. İlk elime gelişini bilirim. Yine iki yaprakla başlamıştı her şey. Koca kışı atlatmıştık beraber sonra tam 7 tane yaprağı olmuştu. Bıraktığımda tam 7 yaprağı vardı. Döndüğümde ise tüm varlığıyla yok olmuştu bu dünyadan.
Bir gün telefonda öğrendim gözümden sakındığım bambumun kırıldığını. Onca bitkinin arasında, durduk yere üzerinde bulunduğu cam sehpa orta yerinden çatlamış ve sadece benim bambum kırılmış. Olacak şey değil! Sadece o.
Üzerinden neredeyse iki sene geçti. Bu gün yeni bir başlangıç yapmaya nihayet karar verdim. Ve sabah soluğu Eminönü'nde aldım.O kadar bambunun arasında tanıdım onu. Reenkarnasyon dedim işte bu. Bu sefer nereye gidersem gideyim arkamda bırakmayacağıma dair söz verdim zat-ı aline. Anlaştık.
...Ve yine her şey iki yaprakla başlamış oldu bu sabah.
Yarın ilk iş bir damacana erikli almak olacak yeni dostuma. =))
Gelişmeleri buradan paylaşacağım artık.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







