NIETZSCHE AĞLADIĞINDA BEN GÜLÜYORDUM








7 Mayıs 2011 Cumartesi

KRİZLER NASIL OLUŞUR?

     Bankalar dev ölçüde para-kapital biriktirirler. Bu sanayicilerin kullanımına kredi olarak arz edilir. Kredi, üretilen malların satılmasından önce üretimin devamı olanağı verir. Krizlerden önce görülen fiyat artışları nedeniyle, Kapitalistler stok yapma eğilimine girerler. İşler iyi gittikçe, fiyatlar arttıkça, talepler arttıkça kapitalistler birbirlerine kredi ile satış yapabilirler. Kredi gerçek alım gücü sınırını aşma olanağı sağlar. Böylece bankalar ve kredi spekülasyonları krizin en faal aracı haline gelir. Çünkü; krediler aşırı stok yapma eğilimini tetikler.
     Krizlerin oluşumu kapitalistlerin işlerinin çok iyi gittiği dönemlerde oluşur, patlak verir. Fazla üretim, Pazar tıkanıklığı birden bire ortaya çıkar. Oysa fazla üretim çok önceden örtülü olarak vardır.Kapitalistler birbirlerine bir kredi ağı ile bağlı olduklarından, bazılarının ödemelerinin durması üzerine, bir aşamadan sonra zincirleme iflaslar başlar. Bankalar ve hatta devlet bu gidişi durduramaz olur. Mevduat sahipleri paralarını çekmeye başlar. Hisse senetleri düştükçe düşer. Krediler kesilir. Kriz kredilerden ticarete sıçrar. Fiyatlar düşer ve bu süreç aniden başlayıp durdurulamaz boyutlara ulaşır. Fabrikalar üretimi azaltır. Üretim durur. Birçoğu kapanır. İşçiler kitlesel olarak işten çıkarılır. Gündelikler düşer…
      Krizden önceki süratli gelişme dönemi, sadece tüketici taleplerinden kaynaklanmaz. Fiyat artışı bekleyen tüccarların, spekülasyon, hatta karaborsa niyetli mal stoklamaları tüketici taleplerini aşar. Böylece gizli kalan bir fazla üretim meydana çıkar. Üretim bütün hızıyla gelmeye devam eder. Ancak bir yerde bir tıkanıklık, bir satış duraksaması olunca o zamana kadar  gizli kalan fazla üretim çok büyük bir mal kitlesi olarak ortaya çıkar.
      ‘…Ve kriz başlar. Bankalarsa bunun en büyük tetikleyicisidir.’’
     Sizin anlayacağınız ekonomik krizler öyle durduk yere çıkmaz. Her şey gibi, ekonomik krizinde bir oluşum sebebi vardır ve tabi ki buna sebep olan birileri de.

27 Ocak 2011 Perşembe

Anarşizme Bedava Çift Kişilik Bilet

     Bu şehir bizlere güzel kadınlar, güzel ortamlar, sınırsız alkol, vs. gibi lütuflar da bulunmazsa, İstanbul'u neden sevsin ki bu gönül? Nesini sevsin; boktan trafiğini mi? Boktan yollarını mı? Yoksa boktan gürültüsünü mü? 
     
     Ulan yıllarca +18 olmayı beklemedik mi? Eee o zaman bu +24 muhabbeti de nereden çıktı? Al sana bir şeylerden nefret etmek için boktan bir sebep daha...

     Biz zaten götüyle içenlere; '' Abi ağzınla iç şunu!'' gibisinden ikazlarda bulunuyoruz. Yetmez mi?
     
     Sonra umarım birileri çıkıp da, bu gençlik başımıza anarşist kesildi demez..!



13 Ocak 2011 Perşembe

YENİ RAKI Baskılara Boyun Eğmeyeceğini Yaratıcılığıyla İspatladı!

     Gözü bantlı balıkla rakı reklamı Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu'nun (TAPDK) geçen ay çıkan tebliğinde alkollü içecek reklamlarına 'çeki-düzen' vermişti ( Onların tabiri ile ). Buna göre reklamlarda rakı-balık, rakı-peynir gibi klişelere yer verilmesi yasaklanmış, ayrıca reklamlarda alkollü içki tüketiminin ‘coğrafi, tarihi, kültürel ve sanatsal ortak değerlerlerle ilişkilendirilmesi’ de engellenmişti.


     MEY İçki'nin gazetelerde yeni yayınlanan ilanlarında ise bu yasak ilginç bir yöntemle aşılmış oldu.


     Hükümet Alkol ve Sigaraya yüzyılın zamlarını yaptıktan sonra çıkıp ''Hiç bir maddi kaygımız yok, sadece halkın sağlığını düşünüyoruz.'' Demişti Sayın Sağlık Bakanımız. Heralde benzine gelen zamlarda aynı sebepten olsa gerek; öyle ya, insanlar benzin alamazsa, arabalarını kullanamazlar ve atmosfere daha az egsoz gazı salımı olur. Bu da sağlığımızı korur değil mi? =))
      Bence Yeni Rakı'nın durama cevabı da tepkisi de kısa ve net! Daha fazla açıklama yapmaya lüzum yok.



23 Aralık 2010 Perşembe

BİR KEDİ MİYAV DEDİ MİNİK FARE KÜKREDİ

     Son zamanlarda ağaçta kalan kedinin haberi nedense yapılmaz oldu. İmaj değiştirip ağca yeniden mi çıksa? Bir de şansını öyle denese. Mesela kulaklarının arkasına meç attırsa. kuyruğunu yeşile boyatsa. Yada Sn. Başbakanın karşısına çıkıp anamız miyavladı aylardan da mart değil ne iş? dese. Polemiklere konu olsa. Sonra ağaca çıkıp beklese. Haberi yapılır mıydı? Yapılsın yapılsın.
    
     Seçimler,Davos, Ergenekon, Balyoz, Referandum, Obama, Küresel Kriz, Ulusal Kriz, Taş Atan Çocuklar, Terörizim, BDP falan derken; Ne olduysa bizim kediye oldu.
    
     Alıp başını kaçtın mı bu diyarlardan kedi? Gitsen bile kim seni haksız bulabilir ki? Ama yinede, seni çok özledik ağaçta kalan kedi. geri dön ne olur artık!

19 Aralık 2010 Pazar

Bir Giz'in Açıklığa Kavuşturulması ( GENÇ OSMAN )

      Osmanlı padişahlarının 16. sı, 1. Ahmed'in oğlu 2. Osman; nam-ı diyar Genç Osman.
    
      Bilinenin aksine Genç Osman dediğin hiç bir zaman bir küçük uşak olmamıştır, ne de beline ibrişim kuşak bağlamışlığı vardır. Türküde geçen Genç Osman hikayesine türkü yakılan sıradan bir askerdir.
    
     Genç Osman 1618 yılında, henüz 14 yaşında iken tahta çıkıyor. Fakat, yeniçeriler yaşından ötürü savaşlar esnasında Genç Osman'ı pek fazla takmıyorlar. Tabi bizim Genç Osman o yaşlarda tam bir deli kanlı. Gençliğin verdiği enerjiyle mangalda kül bırakmıyor. Yeniçerilerin bu fütursuz davranışlarını olgunlukla karşılamak yerine, tam da yaşının gerektirdiği şekilde onları karşısına alarak ve bam tellerine dokunacak her türlü ters davranışı sergileyerek karşılık vermeyi seçiyor.

     Normal de Osmanlı'da savaş sona erdikten sonra, askerlerin kesip getirdikleri başlar belli bir ücretle ödüllendirilirdi. Genç Osmani yeniçerilerin getirdiği kafalara 1 kuruş 2 kuruş gibi bedeller biçerek askerlerin heveslerini kırarak başlıyor işe. Daha sonra yine normal de sabah sayımlarında subaylar sayımı yapıp padişaha bildirirlerken, Genç Osman sayımları yaparak bu kezde Subayları takmadığını gösterir gibi yeni çerilerin sabırlarını damla damla taşırıyordu.

     Elbette bardağı taşıracak son darbe ve kendi sonunu hazırlayacak hareket tedbirli kıyafet sokağa çıkarak yeniçerilerin ne yaptıklarını kontrol etmeye kalkışması olacaktı. Bu hareket yeniçerilerin gözünde sokağa inen padişahı normal bir halk yapmaya yetecekti ve onu sıradanlaştıracaktı.

     Artık yençerilere hiç güveni kalmadığını açıkça ortaya koyan Genç Osman için ölüm fermanı yazılmıştı. Geri dönüşü olmayan bir yola girilmişti yeniçeriler ve Genç Osman arasında.

     Yeniçeriler padişahı öldürme planları yaparken, Genç Osman'da aynı zamanda yeni çeri ocağının aşırı kalabalıklaştığını ve çok fazla para yediklerini ileri sürerek, teşkilatın kapanması gerektiğini öne sürer ve iki tarafta son kozlarını oynar.

     Ve yeni çeri darbesi başlar. Başarılı olur.

     Ele geçirdikleri padışahı, kötü bir at üzerine, kavuksuz şekilde oturtarak şehirde halkın arasında, adeta bütün bir tarihin ibret alması ve kendilerine bulaşılmasının cezasının ne olacağını ispatlarcasına gezdirmeye başlarlar. O dönemde bir padişahı kötü bir ata bindirmek ve özellikle kavuksuz halka göstermek en aşşağlayıcı hareketlerden biriydi. Bu sahne o dönem yapılan resimlerle de sabitlenmiştir.

     Yeterince aşağalandığına ve ibret olduğuna kanaat getirilen Genç Osman, yeniçeriler tarafından infaz edilmek üzere Yedikule Zindanları'na götürülür. ve bilinenin aksine Genç Osman'a tecavüz edilmez. Boğularark öldürülür. Böylece Genç Osman macerasını 18 yaşında tamamlamış ve bedelini canıyla ödemiş olur.

17 Aralık 2010 Cuma

İnsandan Uzak Herşey Mükemmelde Başlıyor.

 " Bir kar tanesi için hammadde olarak bir tane toz, pek çok buz ve bol miktarda hava gereklidir. Toz karalardan, buz denizlerden, hava atmosferden gelir; işlem ise bulutlarda yürür.

Kar tanesinin yapımı, mikroskopik bir toz zerresinin etrafında başlar. Bu arada bulutun içinde sıcaklık donma noktasının altındadır; hava ise fazlasıyla suya doymuş durumdadır. 

Toz zerresi, etrafındaki havadan buz zerrelerini toplamaya başlar.

Böylece, adım adım, kristaller inşa edilir bulutların derinliklerinde.
Bu kristallerin kimi sütun şeklinde prizmalara, kimi incecik iğnelere, kimi özenle yapıLmış şiltlere benzer. O yapılardan herbiri, farklı sıcakLıkLarda ve farkLı nem oranLarında ortaya çıkar.
Bu kadarı sadece bir başlangıçtır.

İncecik kristaLLer, etraftan buz toplamaya devam eder.
Derken koLLar uzanmaya başlar kristalin altı ayrı yönüne doğru.

Ağaçlar ağarır göklerin derinliklerinde.

Saydam ağaçlardan, saydam daLLar uzanır. Sanki herbir dal diğerinden haberdarmış gibi, hepsi birden ayrı yönLere doğru, fakat aynı hızda, aynı biçimde uzanır. OnLar birbirinden haberdar oLmasa da, onları inşa eden, herşeyden haberdardır.

Fakat bu, yeryüzündeki ağaçların “içten dışa büyümesi” gibi bir büyüme değildir. Gökyüzünün ağaçLarı, üzerLerine konan buzLarLa büyür. Bu, üzeri toz tuta tuta büyüyen ve sanatkârâne bir şekiL alan bir bibLoya benzer. Bizim etrafımızda böyle bibLolar hiçbir zaman görüLmez; ama donma sıcakLığının altındaki bir buLutun her metreküpünde bu işlemin binlercesi bir arada yürümektedir.
KristaLLerin gövdelerinden uzanan daLLarın kendileri de etrafa daha küçük daLcıkLar uzatır.

Böylece kristaLLer kristaLLere eklenir. Herbiri eL yapımı kristaLLerin bazan onLarcası, bazan yüzlercesinden bir kar tanesi inşa ediLir. Bu inşaat sırasında tuğLa oLarak milyarlarca, hattâ kar tanesinin büyüklüğüne bağlı olarak, triLyonLarca buz molekülü kullanılmıştır.
Kar taneleri mükemmel geometrik şekilleriyle adeta gökyüzü çiçeklerine benziyor.Bir tanesini bile en dahi mimar dakikalarca uğraşmadan çizemeyeceği halde,Allah milyarlarcasını her saniyede şekillendirip,eşit ağırlıklarda kesip yeryüzüne gönderiyor.

Ingiliz bilim adamı 24 bin kar tanesi üzerinde yaptığı araştırmada hiçbirisinin birbirine benzemediğini ve hepsinin harikulade motiflerle süslendiğini görüyor ve sonunda şu kanıya varıyor ;
Dünyanın yaratılışından bu yana yağan kar tanelerinin hiçbirisi birbirine benzemiyor.



Yağmur ve kar,fırtınalı havalarda dahi yağarken birbirleriyle çarpışmaz.Eğer çarpışsalar yeryüzüne gelinceye kadar dev kütleler oluşturup bizlere zarar vereceklerdi.Bu da kütlelerinin en hassas terazilerin ölçemeyeceği hassasiyette birbirine eşit olduğunu gösteriyor. "


 İnsandan uzak herşey mükemmelde başlıyor. Kar'ın oluşumu gibi. Biz mükemmeli elimize geçtiği andan itibaren aza indiriyoruz. Yaparken yıkıyoruz. Sahiplenirken tutsak ediyoruz. Ve severken parçalıyoruz. En çok da unutkanız. Hatırlamak için çok zamanımız olması umuduyla..



0542-0532-0555 Fark Eder mi?

     Siz sürekli hatlarınızı değiştirin tamam mı?. Değiştirin ki; ben bıkmadan usanmadan rehberimdeki numaranızı tekrar,tekrar ve tekrar değiştireyim. rehberde değişiklik yapmaktan telefon bozulcak yahu. Liseden beri aynı hattı kullanan bir abone olarak 3 ayda bir hatların değiştirilmesi benim açımdan gerçekten de evrende yanıtlanmayı bekleyen sorulardan bir tanesi oldu. Hem de, sadece bu alanda faal olan 3 tane şirket varken bu denli sık hat nasıl değiştirilebilir anlam vermek olanaksız.
     Yok liseye giden gençleri anlıyorum hoşlarına gidiyor böyle şeyler tabi birde ekonomik boyutu var olayın. Nerede  indirim var gençler orada mecburen.Bu tamam da. Koca koca adamlar, bayanlar olmuşsunuz madem, ayıptır diyorum.
     iş bu yazı bu olaya gösterilmiş bir tepkiden ibarettir.